Yaşamı Hisset

Bir nefeste yaşam.. Gezdiğim gördüğüm tadına baktığım anlar.. Vazgeçilemez olanlar ile unuttuğumu farkedemeyeceğim anlar..
~ Sunday, April 8 ~
Permalink

Bir kutlama mesajı

3 haftayı aşkın süredir evimiz dumansız hava sahası 

Sen bana lazımsın sözünün bu kadar değerli olduğunu bilmiyordum ki ben söylediğimde. Aradan günler geçti hala farkında değilim.. 

Dumansız bir ev, uzun bir ömür getirir mi bilmesem de annem sigarayı bıraktığı için gerçekten çok mutluyum. 

Annem, sen benim için çok değerlisin…  

Kendinden çaldığın her gün benden ve ablamdan da çalınıyordu. Buna bir son verdiğin için ikimizde çok mutluyuz. Bizimle olduğun için, erken gitmekten vazgeçtiğin için…


Biz de seni çok seviyoruz!


~ Saturday, March 31 ~
Permalink
Bu pencerenin kenarında çalışmak varken kütüphaneye tıkılmak ayıp olurdu

Bu pencerenin kenarında çalışmak varken kütüphaneye tıkılmak ayıp olurdu


~ Tuesday, March 13 ~
Permalink

4+4+4

Talip APAYDIN’IN 1967 yılında yayımlanan ”Karanlığın Kuvveti” adli kitabında yer alan anısı, tam da bugünlerde okunup özümsenmeli…
İşte öykü:
Kurban bayramı tam kışın ortasına rastlıyordu. O günler bir soğuktu, bir soğuktu… Kar, fırtına, tipi… Eskişehir ortalarında papaz harmanı savruluyordu. Göz gözü görmüyordu dışarılarda. Sular donmuştu hep.
Seydi Suyu iri buz parçaları akıtıyordu. Santral kanalı kapandığından, elektriklerimiz kaç gündür doğru dürüst yanmıyordu. Akşam seminerlerinde kitap okuyamıyorduk, ders çalışamıyorduk. Lambalar ikide bir usulca sönüveriyordu. Dersliklerimizde pelerinlerimizle oturuyorduk da, gene de ısınamıyorduk. Musluklarımızdan su akmıyordu. Ellerimizi yüzlerimizi yıkamak için dere kıyısına gidiyorduk. İçme suyumuz yoktu.
Üç gün bayram iznimiz vardı, ama bu soğukta nereye gidecektik? Köyü yakın olanlar gitti ancak. Bayram sabahı kampana çaldı. Dışarıda toplanılacak dediler. Başımızı gözümüzü sararak, büzülerek çıktık. Müdürümüz Rauf İnan merdivende bizi bekliyordu. Üstünde palto bile yoktu. Ellerini arkasına bağlamıştı. Boz urbaları içinde, yağsız çehresiyle bir heykel gibiydi. Savrulan karlardan gözlerini kırpıştırıyordu. O halini görünce usulca pelerinlerimizin yakalarını indirdik. Ellerimizi cebimizden çıkardık. “Arkadaşlar !” diye başladı. Bir canlıydı sesi, bir heybetliydi.
Önce yılgınlık psikolojisinin zararlarını anlattı. Korkan insanın muhakkak yenileceğini ve korktuğuna uğrayacağını söyledi. Bu hava soğuk evet, fakat siz isterseniz üşümezsiniz, dedi. Olduğumuz yerde birkaç kez sıçramamızı ve kuvvetli tepinmemizi istedi. Dediğini yaptık. Birden ısınmıştık sanki. Hoşumuza gitmişti.
Bugün bayram, dedi. Şimdi birbirimizi tebrik edeceğiz. Sonra yapacağımız iki iş var: Ya tekrar içeri girip sıralara büzülmek, mıymıntı mıymıntı oturmak, bu üç günü böyle faydasız, hatta zararlı geçirmek, cansıkıntısından patlamak. Boşuna içlenmek. Üstelik üşümek. Yahut da kazmayı, küreği alıp, santral kanalını temizlemeye gitmek. Emin olun gidenler, kalanlar kadar üşümeyecektir. Çünkü inanarak çalışan insan ne soğukta üşür, ne sıcakta yanar. O; yücelten, dirilten, kuvvetli kılan bir heyecan içinde her türlü güçlüğün üstüne çıkmıştır… Onu hiçbir karşı kuvvet yolundan alıkoyamaz. Yeter ki bir insan yaptığı işin gereğine inansın.
-Ben şimdi kazmamı küreğimi alıp kanala gidiyorum, dedi. Çünkü kanal açılınca elektriklerimiz yanacak.
Elektrik yanınca okulun işleri yoluna girecek. Kitap okuyabileceksiniz, ders çalışabileceksiniz. Sularınız akacak, yıkanabileceksiniz. Size şunu söylüyorum, bizim asıl bayramımız, yurdumuz bu gerilikten, bu karanlıktan kurtulduğu gün başlayacaktır. Şimdilik bize düşen milletçe çalışmak, çok çalışmaktır. Parolamız şu olmalıdır: “Bayramlarda çalışırız bayramlar için”. Ben gidiyorum. Gelmek isteyenler gelsin.
Heyecanlanmıştık, üşümemiz geçmişti. Hepimiz geleceğiz! diye bağırmıştık. Bayramda çalışırız bayramlar için! Bayramda çalışırız bayramlar için!
Altı yüz kişi böyle bağırdık. Sonra da kazma kürekleri koyduğumuz işliğe doğru bir koşuşma başladı. İnsanların böyle canlanması, bir amaca doğru saldırması belki sadece savaşlarda görülür.. Santral havuzundan başlayarak onar metre arayla su kanalına dizildik. Çıplak Hamidiye Ovası ayaz. Kırıkkız Dağı’ndan doğru zehir gibi bir rüzgâr esiyor. Pelerinlerimizin etekleri uçuşuyor.
Kazmayı vurdukça yüzlerimize buz parçaları fırlıyor. Bazı yerlerde kar her yeri doldurmuş, kanal dümdüz olmuş. Nereyi kazacağız belli değil. Müdürümüz, öğretmenlerimiz başımızda dört dönüyorlar. Bir o yana koşuyorlar, bir bu yana. Öyle çalışıyoruz ki, boyunlarımızdan buğu çıkıyor. Bazen adam boyunda buz parçalarını elleyip çıkarıyoruz kıyıya. Kimisi bağırıyor, kimisi kazmalara tempo tutuyor. Bir gürültü gidiyor kanal boyunca. Yeşilyurt köylüleri evlerinin önüne çıkmış, bize bakıyorlar.
Böyle çalışmamıza alışkınlar ama bayram günü, bu soğukta nasıl donmadığımıza şaşıyorlar. Yeşilyurtlu arkadaşımız Azmi, köyü yakın olduğu için izinli ya! Bize evlerden bazlama ekmek taşıyor. Köylü ekmeğini özlemişiz, aramızda kapışıyoruz. Yukarılardan, aşağılardan ikide bir sesler yükseliyor: -
Bayramda çalışırız bayramlar için!
Koca ova çınlıyor. Taa uzaktan Hamidiye’nin, Mesudiye’nin köpekleri ürüyorlar. Bu kış günü böyle seslere anlam veremiyorlar herhalde. Ayaz ovanın ıssızlığı yırtılıyor. O gün o kanalın yarı yerini açtık. Bir buçuk metre derinliğinde, uzun, derin bir çukur karları yara yara gitti. Ertesi gün taa bende kadar tamamladık. Sonra merasimle suyu saldık. Nazlı bir gelin getirir gibi önünden ardından yürüyerek, türküler marşlar söyleyerek getirdik ve geç zamanda, santral havuzuna döndük, sonra bir baktık, okulumuzun balkonuna çakılı “Ç K E” yandı… ( Çifteler Köyü Enstitüsü ).
O zamanki sevincimizi nasıl anlatmalı? Üşümüş ellerimiz alkıştan ısındı. “Yaşa var ol” seslerimiz ufukları kapattı.
Dünyanın en içten gelen, en coşkun bayramı oldu belki. Hiç unutmam bir arkadaşımız kendi ellerini öpüyordu. “Aferin ulan eller, diyordu, bu elektriğin yanmasında senin de hissen var, yaşasın.”
Sevinçten gözlerimiz yaşarmıştı. Müdürümüz bir tümseğe çıktı. Birkaç kelimeyle başarımızı tebrik etti. Her nokta koyuşta “sağool!” diye bağırıyorduk.. - Şimdi, dedi, depomuza su dolacak, banyoyu yakacağız.
Yıkanın ve çalışıp başarmış insanların huzuru içinde uyuyun. İşte gördünüz, inanarak çalışan yapar! Amacına ulaşır! Bu heyecanla çalışmaya devam edersek, biz Türkiye’yi de yükseltebiliriz!
- Yükselteceğiz!, diye bağırdık.
-Bayramda çalışırız bayramlar için!
-Bayramda çalışırız bayramlar için!
İçeri girdik, musluklardan şarıl şarıl sular akıyordu. Birbirimizi tebrik ediyorduk. Unutulmaz bir bayramdı.”
1947’de Marshall Yardımı almak için KÖY ENSTİTÜLERİNİN NİÇİN KAPATILDIĞINI  (Yerine İmam Hatip okulların açılmasının şart koyulduğunu)


~ Thursday, March 8 ~
Permalink

Gereklilik ve gereksizliğin ince çizgisi

Ojelerimi değiştirmem gerekiyor, babamla buluştuğumda aklımda ki düşünce buydu. Eve geldiğim de hala aklımda..

Yılda bir gördüğüm karşımda rahatsız edici bir yabancılıkla oturan yüzüne kırışıklar yerleşmiş adam, kimsin sen?

Gerçekten kimsin?

Baba kavramının sen olmadığına ben o kadar eminim ki yüzüne ne kadar yabancıyız derken karşılığında tamda içimden bu geçiyordu cevabını almayı umuyordum. Neden şaşırdın ki? Sence yakın mıydık? 

Hayat nasıl gidiyor sorusuna monoton diyerek cevap verince mi yapıcı oldun. Hiç merak etmediğim soruların cevaplarına ilgisiz kaldım diye mi yine ben yıkıcı oldum.

Hiç yoktun… Olmadın.. Olmana artık gerek yok..

Bunu hissederken sana yakın yapmacık tavır sergileyemezdim ya..

Hayatımın en gereksiz görüşmesini yaptığımı hissederek ayrıldım yanından. Bunun bir daha olmasını istemediğimi de biliyorum. Görüşeceğiz diye neden gerildim ki, mideme ağrılar girmesini hak etmiyordun ki.. Heyecan,kızgınlık, mutluluk, mutsuzluk, beklenti hiçbiri senle paylaşılacak kadar değersiz değil artık bunu biliyorum. 

Ailenin ne olduğunu senden sonra anladım ben. Eve gelmenin,aynı masada oturmanın keyfini senden sonra çıkarabildim. Öyle aklına esince iki işin gücün olunca çıkıp gelip hadi buluşalım diyemezsin ki.. Üzgünümm… Kabalık etmek istemem bayım ancak hayatımda gerçekten size yer yok..

Sevgili tribimi babaya da yapabiliyor olmak çok saçma.. 

Arkadaşlarına dağılmış bir ailenin bireyi olarak babam geldi yemek yiyeceğiz demek güzel bir bahane olurmuş.. Nasıl?

Sevgili arkadaşlarım benim hayatımda babamdan daha değerliyken bu bahaneyi kime sunabilirim..

Sayın Baba, arkadaşımın doğum gününde yanında olabilmek istiyorum. Ona değer verdiğimi onu sevdiğimi göstermek için de mutlu bir gün geçirebilsin diye çırpınacağım . Saygısızlık ettiğimi düşünmeyin sakın, size bir birey olarak saygı duyuyorum. Sadece bir birey olarak saygıyı hak ediyorsunuz. Bu saygı sevgi barındırmıyorsa bu benim kusurum olsun. Sizi sevemiyorum. Size bir masa etrafında hoş sohbet sunmak istemiyorum. Sizi buna değer bulamıyorum. 

İster çocukça gelsin, ister büyüdüğümü kabullenin…

Gereksiz cümleler kurduğumu biliyorum. 

Artık ojelerimi değiştirmem gerek hadi hoşçakalın…


~ Thursday, March 1 ~
Permalink
Rotterdam

Rotterdam


Permalink


Permalink

İNSANLARIN ÇOĞU KAYBETMEKTEN KORKTUĞU İÇİN, SEVMEKTEN KORKUYOR. 
SEVİLMEKTEN KORKUYOR, KENDİSİNİ SEVMEYE LAYIK GÖRMEDİĞİ İÇİN. 
DÜŞÜNMEKTEN KORKUYOR, SORUMLULUK GETİRECEĞİ İÇİN. 
KONUŞMAKTAN KORKUYOR, ELEŞTİRİLMEKTEN KORKTUĞU İÇİN. 
DUYGULARINI İFADE ETMEKTEN KORKUYOR, REDDEDİLMEKTEN KORKTUĞU İÇİN. 
YAŞLANMAKTAN KORKUYOR, GENÇLİĞİN KIYMETİNİ BİLMEDİĞİ İÇİN. 
UNUTULMAKTAN KORKUYOR, DÜNYAYA BİRŞEY VERMEDİĞİ İÇİN. 
VE ÖLMEKTEN KORKUYOR ASLINDA YAŞAMAYI BİLMEDİĞİ İÇİN.

W. SHAKESPEARE


~ Tuesday, February 28 ~
Permalink

Amsterdam

Bir seyahati planlamak mıdır doğru olan yoksa başı boş beklentisiz gitmek midir güzel olan…

Bir günlüğüne Amsterdam’a giderseniz eğer kanal turu ile plansızlığınıza doluluk hissini ekleyebilirsiniz.

Amsterdam’a gitmek:

Kimilerine göre “I Amsterdam” yazısıyla fotoğraf çekmektir, ya da arkana aldığın kanallarla poz vermektir. Kimilerine göre de öylesine yürümek, havasını içine çekmektir. 

Sağından solundan geçeni izlemek,  şehirden biri gibi hissetmek, elinde haritayla turist olduğunu belirtirken, alışık olmadığın bisiklet yollarından yürümemek için gayret etmektir. 

Soğuk havaya inat yürümek, yürümek.. 


~ Friday, February 24 ~
Permalink

Adele - Someone Like You 

Sometimes it lasts in love but sometimes it hurts instead

(Source: youtube.com)


Permalink
  • Yumurta
  • Şeker
  • Un 
  • Tuz
  • Vanilya
  • Süt

İçindekileri biliyorum da neyden ne kadar koyacağımı bilemediğimden kıvamını hiç tutturamıyorum. Bazen sevgisi fazla kaçıyor, bazen hüznü.. Yapışıp kalıyor makinaya ya da atıyor kendini hemen tabağa..

Yaşama da waffle yapmak gibi bakıyorum. Genel olarak kıvamını tutturamıyorum. Tutturmaya da çalışmıyorum. Biliyorum ki ben özenmediğim zamanlarda kıvamı tutacak ve ben anın tadını çıkartacağım.


Permalink

Hissetmek istemediklerimden

Hatırlamak istemediğim güzel anılarım var..

Özlemin acısını hissettiren anlar bunlar. Sorun zamanla değil aslında farkındayım. Sorun o anı paylaştıklarımla, hatta şimdi paylaşamadıklarımla…

Bir varmış bir yokmuş la başlayan hiç olmamış ile son bulan tüm hikayelerden kaçıp kurtulmak istiyor beynim. Kalbimin sesini bastırabilmek için koşuyor ve kaçıyor. Kaçtığını sanıyor. Sonra da ansızın çıkartıp önüme sunuyor her şeyi, hayallerimde tamamladığım yarım kalan anlarımı….


~ Tuesday, February 14 ~
Permalink

Kalabalıklar içinde yalnız olmak mı?

Bazen yanınızdakiler için önemsiz olduğunu hisseder insan. İçine kapanır, geri çekilir tüm muhabbetlerden. Yüzüne eşsiz bir tebessüm yerleşir ve sadece bu tebessüm ile eşlik eder. Fikrini sunmaz. Fikri sorulsun ister, bekler, susar, bekler..

Bekledikçe de gelmez o soru…

Sessizlik yanında getirir yalnızlığı..

Yalnızlık, içinde başka özne barındırmaz. Sadece ben vardır. 

    Bir kenara çekilme değil de kenara itilme sanılır...

Yalnızlığın tadını çıkarabildiği zaman insan,  kalabalıklara karışır ve kalabalığın bir parçası olduğunu hisseder…

Tat alma duyum gelişmedi yeterince ama bir şeylere ait olma hissi beni size getirdi..

Tebessümlerimi içten kahkahalara çevirdiniz..

Yalnız olmadığımı hissettirdiniz.. Sizinleyken yalnız olmadığımı hissettim.. 

İçi boş sohbetleri birlikte doldurduk, yeri geldi boş konuşmak için buluştuk, karşılıksız bir sevgi bağı kurduk..

Üniversitede arkadaşlık çok yalan dediler , biz bu yargıyı çürüttük…

Gerçekten sizi doğrusu bizi çok seviyorum :) 

İyi ki varsınız …

Bu dostluğa ait olmak bana güven veriyor..  

Arkadaş olmak, kalabalığın bir parçası olabilmek güzel şey..

*Çisem, Elif, Feza , Sibel…


~ Thursday, February 9 ~
Permalink

Bu son olsun

Yalan söyledim. Kendimi kandıramadım. Ben inanmadım. 

Ya inansaydım. Kendi yalanımda kaybolursam kim bulacak beni.

Değer mi buna…


~ Wednesday, February 8 ~
Permalink

Kontrol delisiyim

Hayatı akışına bırakıp sadece yaşamaya ihtiyacım var!

Kontrolcü tavrımdan en başta kendim olmak üzere herkes sıkıldı, Yeter değil mi artık!

Bir rahat ver ki nefes alalım…